24 Nisan 2016 Pazar

EN BÜYÜK YILDIZ

Evrendeki en büyük yıldız nedir sorusuna cevap aramadan evvel bu devasa yıldıza kıstas niteliğinde bir cetvel olarak galaksimizdeki Güneşin kullanıldığını bilmek gerekir. Peki Güneşin boyutları, ebatları ve kütlesi nedir? İşte bunu bilim adamları yanıtlarken çeşitli bilimsel metodlar uygulamktadırlar. Bunlara örnek vermek gerekirse paralax yöntemi, devasa radarlar, trigonometrik hesaplamalar en yaygınlarındandır. Fazla ayrıntıya girmeden Güneşin ebatlarını çapı 1.4 milyon kilometre, yarıçapı 690 000km ve de 2.000.000.000.000.000.000.000.000.000.000 kg olarak kütlesini belitmekde fayda vardır. Güneşin evrendeki diğer yıldızların boyutunu belirlemede kıstas olarak ele alınması onu bir cetvel niteliğine haiz kılmaktadır.
En büyük yıldızın ne olduğu incelemesine kendi galaksimizden başlamak gerekirse Eta Carinae yıldızından bahsetmemiz gerekmektedir. Bize 7500 ışıkyılı uzaklıkta bulunan Eta Carinae yıldızı tam tamına 100 tane güneşin kütlesinin toplamı kadar ağırlıktadır.Eta Carinae yarıçapına gelecek olursak Güneşten 400 kat daha fazladır. Ayrıca bu yıldız hakkında bilimadamları teleskop gözlemleriyle 'yıldız rüzgarlarından' epey etkilendiğine ulaşmışlardır. Yıldız rüzgarları yıldızın üzerinden birtakım kütlesel çekim kuvvetlerinin yarattığı etkiyle maddeleri alıp evrenin boşluğunda süzülmesine sebep olmaktadır. Eta Carinae işte bu 'güneş rüzgarlarının' yarattığı parça kopmalarından her gün tam 500 dünya kütlesi kadar parçasını kaybetmektedir.
En Büyük Yıldız
Şimdi gelgelelim insanoğlunun evrendeki şu güne kadar keşfettiği en büyük yıldız diyebileceğimiz yıldıza. VY Canis Majoris adı verilen hypergiant olarak da tabir edilen devasa bir kızıl yıldızdır. Eğer bu yıldız bizim yaşam kaynağımız olan Güneşle yer değiştirseydi dış yüzeyinin Satürn halkalarına temas edebileceği söylenmektedir. Evrende bizim görebildiklerimiz arasında eşi benzeri çok az olan bu hypergiant yıldız bize yaklaşık 5000 ışıkyılı uzaklıkta bulunuyor. Yüzölçüm hesabı adına Minnesota üniversitesi profesörlerinden Roberta Humphreys'in yaptığı araştırmaya göre VY Canis Majoris Güneşden tam 2100 kat daha büyük bir yüzölçümüne sahip olduğunu saptanıştır. Tabiki bu ebatlarda bir yıldızın boyutunu ölçmek cetvel ile ip ölçmeye benzemez. Boyutları konusunda bir başka astronom Güneşten 600 misli büyük olduğunu idda etmiştir. Unutmadan evrendeki en büyük yıldızların aynı zamanda en soğuk ve en yaşlı yıldızlar olduklarını da aklımızdan çıkarmayın. Mesela VJ Canis Majoris'in sıcaklığı 3500 kelvin ile güneşden daha soğuktur. Teknik özelliklere biraz daha değinecek  olursak VY Canis hakkında şunları bilmekte fayda vardır;

  • Evrendeki en büyük yıldız olan VY Canis Majoris yarıçap olarak 2000 güneş yarıçapındadır.
  • Işık bu yıldız üzerinde bir turunu 8 saatten uzun sürede tamamlayabilmektedir.(Güneş 14.5 saniyede bunu yapabiliyor)
  • VJ Canis Majoris'i bir içi boş küre olarak tasfir edersek bunu doldurmamız için tam 7 desilyon tane Dünyaya ihtiyacımız vardır.
  • Çapı yaklaışık 3.063.500.000 km'dir.
  • Saatte 980 km hızla yol alan bir uzay mekiği VJ canis Majoris'in etrafını turlamak isteseydi bunu tamamlaması hemen hemen 1100 yıl sürmekte
  • Dünyadan saatte 2000km hız yapan bir uzay mekiği ile ulaşmak isteseydik bu 12 000 trilyon yıldan daha uzun sürmektedir.
  • Dünya çapını 1 cm olarak tasfir edersek VJ Canis Majoris 6.5 kilometre çapında bir yarıçapa sahip olacaktır. 


 Tabiki tüm bu araştırmalar sonucunda elde edilen bulgular evrendeki en büyük yıldız nedir sorusuna tam kesin cevap verememektedir; çünkü hala yepyeni teknolojimizle yepyeni gezegenler ve yepyeni diyarlar keşfedilmeye devam edilmektedir.

BU BİLGİ GEZEGENLER.GEN DEN ALINMIŞTIR

MERKÜR

   Merkür bugüne kadar yalnızca bir uzay aracı, tarafından (Mariner 10) ziyaret edilmiştir. Mariner 10 1974 ve 1975 yıllarında Merkür’ ün 3 kez yakınından geçmiştir. Bu geçişlerde Merkür’ ün yılı ve günü arasındaki 2/3 lük oran yüzünden hep aynı yüz görüntülenebilmiştir. Yüzeyin toplam olarak %48' inin haritası çıkarılmıştır. Ayrıca bu kadar yavaş dönmesine rağmen Merkür’ ün oldukça güçlü bir magnetik alana sahip olması bilim adamların şaşırtmıştır. Merkür’ ün içi dünyaya dışı ise Ay’ a benzer. Dünyadan sonra en yoğun gezegen olan Merkür’ ün (5.42 gr/cm³) kütlesinin önemli bir bölümü demirden oluşmaktadır. Atmosferi yok denecek kadar seyrek olup çoğunluğu sodyum, az bir kısmı ise helyumdan oluşmaktadır. Son gözlemlerden anlaşıldığına göre Merkür’ ün kutuplarında buzlardan oluşan kutup takkeleri bulunmaktadır. Venüs’ ten sonra ikinci sıcak gezegen olan Merkür’ ün (yaklaşık 430°C) kutuplarında sürekli gölgede kalan bölgelerde sıcaklık -170°C dolaylarındadır. Merkür, Güneş sistemi’nin iç gezegenler olarak adlandırılan diğer dört üyesi gibi katı bir yapıya sahiptir. 5,43 g/cm3 olan yoğunluğu Yer ile karşılaştırılabilecek denli yüksektir ve Yer’den sonra Güneş Sistemi’nde karşılaşılan en büyük değerdedir. Merkür Güneş’e yakınlığı nedeniyle güneş ışınlarının güçlü etkisi altındadır ve sıcak bir gezegendir. Yüzey ısısı uzun süren Merkür günü sırasında 450oC üzerindeki düzeylere çıkabilirken, etkili bir atmosferin yokluğu nedeniyle gece -170oC’ye kadar düşmektedir. Gezegenin koyu bir yüzeyi vardır, ve 0,11 düzeyindeki beyazlık derecesi ile üzerine düşen güneş ışınlarının ancak onda birini yansıtır.
Merkür Gezegeni
Merkür yüzeyinin en dikkat çeken özelliği tüm gezegen üzerine dağılmış irili ufaklı çarpma kraterleridir. İlk bakışta Ay yüzeyine benzetilebilecek bu görünümün, daha dikkatli bir incelemede bir çok farklılıklar içerdiği anlaşılır. Ay’da olduğu gibi kraterlerin yoğun bir şekilde iç içe geçtiği alanlar arasında, krater yoğunluğunun çok düşük olduğu, yumuşak engebeli geniş düzlükler yer alır. Bu bölgeler kraterlerin sık olduğu bölgelere göre daha alçakta yer alırlar ve Ay’daki ‘deniz’lere benzer şekilde, büyük çarpmalar sonucunda gezegen içinden yüzeye çıkan lav akıntıları ile oluştukları sanılır. Gerek bu oluşumların, gerekse büyük kraterlerin çoğunun, Güneş Sistemi içinde büyük çarpışmaların sürdüğü 4,5 ile 3,8 milyar yıl öncesini kapsayan dönemde meydana geldiği düşünülür. 3,8 milyar yıl öncesinden günümüze, Güneş Sistemi büyük çarpışmaların sıklığının azaldığı, nispeten sakin bir döneme girmiştir. Merkür üzerindeki en büyük çarpışma izi, 1300 km. çapındaki Caloris Havzasıdır. Bu dev lav denizi 100 km. çapında bir gökcisminin çarpması ile gezegenin manto tabakasından yüzeye çıkan sıvılaşmış materyal ile oluşmuş, bu arada şok dalgalarının gezegen boyunca yayılarak diğer yüzünde odaklanması sonucunda Caloris Havzasının tam karşı kutbunda 500.000 km.2 lik bir alan son derece engebeli bir hal almıştır. Ayrıca düzlükler üzerinde yüzlerce kilometre uzunluğunda ve yüksekliği 2-3 km.yi bulan kırıklar dikkati çeker. Bunlara, gezegenin soğuması sırasında küçülen hacminin neden olduğu sanılmaktadır. Kırıkların bazı kraterlerin içinden de geçmeleri krater oluşum döneminden daha sonra meydana geldiklerini düşündürür.
Gezegen yüzeyinin en dışta kalan bir kaç metre kalınlığındaki kısmının, Ay yüzeyindekine benzer biçimde çok küçük göktaşlarının milyarlarca yıldır süren bombardımanı sonucunda ince bir toz haline gelmiş regolit tabakası olduğu varsayılır. Aynı Ay’da gözlendiği gibi az sayıdaki genç kraterin, ışınsal olarak kendilerini çevreleyen parlak beyaz çizgilerin ortasında yer aldığı görülür. Bu çizgiler, çarpma sırasında ‘kirli’ regolitin üzerine sıçrayan taze materyal ile ilişkilidir. 

BU BİLGİ GEZEGENLER.GEN DEN ALINMIŞTIR

MARS

Mars hakkında bilmeniz gerekenler

Mars neden bu kadar önemli? Neden Mars için birçok proje yapıldı ve hala yapılıyor? Neden devletler milyarlarca doları Mars ve genel anlamda uzay araştırmalarına ayırıyor? Gelecekte hangi Mars projelerinin hayata geçirilmesi planlanıyor? Bu yazıda bu soruların cevaplarını arayacağız.

29 Eylül 2015 - 10:14:42
28 Eylül 2015 Pazartesi günü NASA belki de bugüne kadar ki en önemli bilimsel keşfin duyurusunu yaptı.
Mars'ta sıvı olduğuna dair ciddi bir kanıt bulduğunu açıkladı. Sulandırılmış tuz olarak nitelenen ve mevsimsel akıntılar halinde kendini gösteren bu buluş Dünya dışı yaşam arayışında insanlığı çok heyecanlandırdı. 



MARS'TA BİR GÜN DÜNYA'DAN SADECE 40 DAKİKA DAHA UZUN


Güneş'ten uzaklığına göre 4. sırada yer alan ve Merkür'den sonra Güneş sisteminin en küçük 2. gezegeni olan Mars Dünya'nın kuzeni olarak düşünülebilir.
* Bir Mars günü bir Dünya gününden sadece birazcık daha uzun. Bir Dünya günü yaklaşık 24 saat iken, bir Mars günü yaklaşık 24 saat 40 dakika. Yani bir gün Mars'a insan ayak basarsa gündüz ve geceye uyum sağlamakta zorluk çekmeyecek gibi görünüyor.
* Dünya ile Mars arasındaki bir diğer benzerlik ise mevsimsel değişimler. Bildiğimiz gibi mevsimlerin oluşma nedeni Dünya'ya gelen Güneş ışınlarının açısında yıl boyunca meydana gelen değişimlerdir.
Bunun nedeni de Dünya'nın Güneş etrafındaki yörüngesinde 23.5 derecelik bir eğiklikle durmasıdır. Ancak Mars için bu eğiklik açısı 25.2 derecedir.
* Bir Mars yılı (686 Dünya günü) yaklaşık 2 Dünya yılına eşittir. Bu da demek oluyor ki bir Mars mevsimi bir Dünya mevsiminden yaklaşık 2 kat daha uzun sürüyor.
İşte bu nedenlerle Dünya'nın neredeyse yarısı büyüklüğündeki Mars Dünya'nın minik kuzeni olarak görülebilir. 



MARS, ANTARTİKA GİBİDİR
Mars aslında ölümcül bir gezegendir. Bunun iki ana nedeni var.
1. Mars'ta sıcaklık çok düşüktür ve -87 santigrad dereceye kadar düşebilir. Adeta Antartika! Mars üzerinde sıcaklık aslında 0'ın üzerine nadiren çıkar.
2. Mars'ta Dünya'dakine benzer bir atmosfer yoktur. Dünya atmosferinin %1'inden bile daha incedir. Mars atmosferinin neredeyse %95'i karbon dioksitten oluşuyor! Yani Mars yüzeyinde özel kıyafetler olmadan dolaşmak imkânsızdır.
Adını Roman savaş tanrısından alan Mars 'kızıl gezegen' olarak adlandırılır. Bunun nedeni yüzeyindeki demir oksittin (yani demirin paslanması olayı) gezegene kan gibi kızılımsı bir renk vermesidir.




'AY'A AYAK BASILMADAN 5 YIL ÖNCE MARS ZİYARET EDİLDİ
Rusya, ABD, Avrupa ve Hindistan tarafından bugüne kadar onlarca uzay aracı Mars'a gönderildi. Mars ilk kez 1964 yılında bir uzay aracı tarafından ziyaret edildi.
Yani Ay'a ayak basılmadan 5 yıl önce! Marine 4 isimli NASA'ya ait bu araç Mars'a ilk kez en yakın geçişi yapan uzay aracı oldu. Daha sonra Mars etrafında bir yörüngede dolanacak şekilde tasarlanan birçok uzay aracı gönderildi. Birçok deneme başarısız olsa da bazıları uzun süre Mars etrafında dolanarak gezegenin ayrıntılı görüntülerini elde etti.
Mars yüzeyine inmek ise daha büyük bir çaba gerektiren daha karmaşık bir iş. 
VİKİNG'TEN MARS'A
Bunu ilk başaran uzay aracı NASA'nın Viking 1 isimli uzay aracı oldu. Viking 1 Mars'a 1975 yılında gönderildi ve başarılı bir iniş gerçekleştirdi.Bir uzay aracını milyonlarca km uzaklıktaki bir gezegene indirmekten daha zor olan şey ise o uzay aracını gezegen üzerinde indirdikten sonra sorunsuz bir şekilde hareket ettirebilmektir. NASA'nın Pathfinder (Rehber) isimli uzay aracı 1997'de gezegene başarılı bir şekilde indi ve taşıdığı 10 kiloluk hareket kabiliyetine sahip tekerlekli minik robotik araç Sojourner (Misafir) gezegen üzerinde 3 ay süren araştırmalar yaptı. Daha sonra daha iyi bir robotik araç olan Spirit (İnsan Ruhu) Mars'a 2004'te iniş yaptı ve 6 yıl boyunca sorunsuz şekilde çalıştı. En son gönderilen ve halen çalışır durumda olan iki uzay aracı ise belki de sağlamış olduğu bilgiler açısından en önemlileridir. Bunlardan ilki Opportunity (Fırsat) Spirit uzay aracının ikizidir ve Spirit'den 3 hafta sonra Mars'a iniş gerçekleştirmiştir. 2012'de gezegene iniş yapan ve halen çalışır durumda olan bir diğer araç ise Curiosity (Merak) uzay aracıdır. Bu iki araç toprak ve kaya örneklerini incelemek için özel olarak yapılmış bilimsel laboratuvarları üzerlerinde taşımaktadırlar.
Sadece yüzeye inen araçlar değil Mars etrafında yörüngede dolanan araçlar da inanılmaz bilimsel keşiflere imza atabiliyor. 2005 yılında Mars'a gönderilen 720 milyon dolarlık Mars Reconnaissance Orbiter isimli uzay aracı onlardan biri ve belki de artık en meşhuru. Çünkü bu araç NASA'nın 28 Eylül 2015'te duyurduğu, ve belki de şu ana kadar ki en büyük keşfi olan, Mars yüzeyinde sıvı suyun varlığına ilişkin en güçlü delili buldu: sulandırılmış tuz akıntıları.

MARS'A İNSANLI UZAY ARACI GÖNDERİLMESİ PLANLANIYOR
NASA Mars'taki geçmiş ve eğer varsa hali hazırdaki yaşam olasılıklarını araştırmak için 'Seek Signs of Life - Yaşam İşaretlerinin Peşinden Koş' isimli bir Mars araştırma programını sürdürüyor. Bu amaçla yakın bir gelecekte başka uzay araçları da Mars'a gönderilecek. Örneğin, NASA 425 milyon dolarlık InSight isimli bir aracı 2016 yılında gönderip Mars yüzeyinin daha derinlerini sismik açıdan incelemeyi planlıyor. Mars 2020 Rover isimli robotik araç ise 2020 yılında Mars'a gönderilecek ve öncelikli amacı Mars üzerinde yaşam arayışı olacak. Belki de Mars ile alakalı en heyecan verici proje NASA'nın Orion isimli projesi. Bu proje 4 astronotu Güneş sistemimiz içeresinde daha uzaklara götürebilmek amacıyla NASA tarafından halen geliştirme aşamasında olan bir insanlı uzay aracı projesi. NASA 2050 yılına kadar Mars'a insanlı uçuş gerçekleştirmeyi planladığı bu proje üzerinde hala çalışıyor ve sürekli testler yapıyor.


Sadece NASA değil, Avrupa Uzay Ajansı (ESA) da ExoMars isimli hareket kabiliyetine sahip bir uzay aracını 2018'te Mars'a göndermeyi planlıyor. Hindistan Uzay Araştırmaları Organizasyonu (ISRO) ise 2014 yılından beri Mars yörüngesinde dolanan kendilerine ait uzay aracına ilave olarak 2018-2020 tarihleri arasında bir uzay aracını daha Mars'a göndermeyi planlıyor. ESA ve Rus Federal Uzay Ajansı'nın ortaklaşa bazı Mars projeleri de bulunuyor. Öyle görünüyor ki yakın bir gelecekte Mars hakkında daha birçok keşif haberi duyacağız.


NEDEN MARS'I BU KADAR ÖNEMSİYORUZ
Peki neden bazı devletler milyarlarca dolar yatırıp Mars'ı ve genel anlamda yaşadığımız evreni anlamaya çalışıyor? Aslında bunun çok mantıklı ve ileri görüşlülük timsali birçok nedeni var. 2005 yılında Mars'ın kuzey kutbundaki bir krater içerisinde su buzu bulunması Mars'taki hayat arayışında önemli bir adım oldu. Yakın bir zamanda elde edilen bulgular gösteriyor ki Mars yüzeyinde geçmişte devasa okyanuslar vardı. Su bildiğimiz anlamda bir yaşam formu için anahtar özellik taşıyan bir molekül. Vücudumuzun ve gezegenimizin yüzeyinin büyük bir çoğunluğu su. İşte bu nedenle su varsa hayat vardır diye düşünüyoruz. Eğer Mars geçmişte okyanuslara sahip ise bu bir zamanlar Mars'ta hayat olduğu anlamına geliyor. Peki ne oldu da Mars bir anda iklimsel değişimlere uğrayıp yüzeyindeki suyu kaybetti? İklimsel değişimlerin gezegeni yaşanmaz hale getirmesi ani değil de uzun yıllar alan bir süreç miydi? Acaba günümüzde Dünya'nın yavaş yavaş başına gelen şey de bu mu? Bu nedenle mi Dünya üzerinde her geçen gün şiddetini arttıran iklimler görüyoruz? Küresel ısınma gerçekten var mı? Mars'ta geçmişte yaşam olmasa bile acaba bir gün üzerinde yaşam barındırabilecek koşullara sahip olabilir mi? İşte bu sorulara yanıt bulmaya çalışıyoruz ki üzerinde yaşadığımız gezegenin akıbeti hakkında daha doğru bilgilere sahip olalım. Belki bu sayede gezegenimizi yok olmaktan kurtarabiliriz. Belki…

Elbette bu tarz uzay araştırmalarının tek getirisi bu değil. Bu amaçla hayata geçirilen her proje tasarım ve uygulama aşamalarında birçok teknolojik ve bilimsel gelişimi de beraberinde getiriyor. Bunlardan en basit örnek belki de çoğumuzun kullandığı kablosuzinternet bağlantı teknolojisi olan WiFi. WiFi radyo astronomi çalışmaları esnasında geliştirilmiştir. Buna benzer birçok örnek verilebilir. İşte bilimsel araştırmalara önem veren böyle projelerin mimarı olan ülkeler Dünya'da bilim ve teknoloji anlamında lider konuma geliyorlar. Bu sayede bilim ve teknoloji üreten devletler haline gelerek ekonomilerine büyük bir katkı sağlıyorlar. Bu da o devletlerde yaşayan insanların gelir düzeyinin yükselmesine neden oluyor. Gördüğünüz gibi bilimsel araştırmaların yararı saymakla bitmiyor.
Dünya dışı yaşam arayışımızda Mars her zaman özel bir yere sahipti ve hala da öyle. Mars yüzeyinde keşfedilen sıvı suyun varlığına dair kanıt öyle gösteriyor ki belki de Dünya dışı yaşamı bulacağımız ilk yer minik kuzenimiz Mars olacak. Sadece Mars değil Güneş sistemimizdeki dev gezegenlerden Jüpiter ve Satürn'ün uydularında da suyun olduğuna dair kanıtlanmayı bekleyen ciddi bulgular var. İnsanoğlu olarak Evren'in büyüklüğü ile kıyaslanabilecek devasa egomuzdan sonra ikinci en önemli özelliğimiz belki de kocaman merakımız. Bu merakın ülkemizin her yerini sarmasını ve uzay bilim ve teknolojilerine daha fazla zaman ayıran ve yatırım yapan bir ülke konumuna gelebilmeyi diliyorum.   


BU BİLGİ WWW.HURRİYET.COM DAN ALINMIŞTIR

18 Nisan 2016 Pazartesi

ALBERT AİNSTEİN'İN HAYATI

                                   ALBERT EİNSTEİN KİMDİR? 


Einstein, 1879 yılında Güney Almanya’nın Ulm kentinde dünyaya geldi. Babası küçük bir elektrokimya fabrikasının sahibi, annesi ise, klasik müziğe meraklı, eğitimli bir ev hanımıydı. Konuşmaya geç başlaması ve içine kapanık bir çocuk olması, ailesini tedirginliğe düşürmüşse de, sonraki yıllarda bu korkularının gereksizliği anlaşılacaktı. Giderek meraklı, hayal gücü zengin bir çocuk olarak büyüyordu. Çocukluğunu Münih’de geçirdi ve ilk öğrenimini burada yaptı. Okulu hiçbir zaman sevemedi. Gerçekten de, genç Einstein’ın ileride ortaya çıkacak dehasının temelleri, kendisinin de sonradan belirttiği gibi, okulda değil başka yerlerde atılmıştı.
Lise öğrenimini 1894’te İsviçre’de tamamladı ve 1896’da Zürih Politeknik Enstitüsü’ne (ETH) girdi. Sonradan İsviçre vatandaşı olup, Sırp asıllı bir kız öğrenci ile evlendi. Sonra Bern’de federal patent dairesinde görev aldı. Bu görevden arta kalan zamanlarda çağdaş fizikte ortaya atılmaya başlanan problemler üzerinde düşünmek fırsatını buldu. Önce atomun yapısı ve Max Planck’ın kuantum teorisi ile ilgilendi. Brown hareketine ihtimaller hesabını uygulayarak bunun teorisini kurdu ve Avogadro sayısının değerini hesaplayarak teorisini test etti. Kuantum teorisinin önemini ilk anlayan fizikçilerden birisi oldu ve bunu ışıma enerjisine uyguladı. Bu da onun, ışık tanecikleri veya fotonlar hipotezini kurmasını sağladı. Bu yoldan fotoelektrik olayını açıklayabildi. Bu çalışmalarını açıklayan ve 1905 yılında “Annalen der Physik” dergisinde yayımlanan iki yazısından başka, üçüncü bir yazısı daha çıktı ve bu yazıda görelilik teorisinin temelini attı. Teorileri sert tartışmalara yol açtı. 1909’da Zürih Üniversitesi’nde öğretim görevlisi oldu. Prag’da bir yıl kaldıktan sonra, Zürih Politeknik Enstitüsü’nde profesör oldu. 1913’de Berlin Kaiser-Wilhelm Enstitüsünde ders verdi ve Prusya Bilimler akademisine üye seçildi. İsviçre vatandaşı olarak 1. Dünya Savaşı’nda tarafsız kaldı.
albert-wince.jpgEinstein, 20. yüzyılın en önemli kuramsal fizikçisi olarak nitelenebilir. Görelilik kuramını geliştirmiş, kuantum mekaniği, istatistiksel mekanik ve kozmoloji dallarına önemli katkılar sağlamıştır. Kuramsal fiziğine katkılarından ve fotoelektrik etki olayına getirdiği açıklamadan dolayı 1921 Nobel Fizik Ödülü’ne layık görülmüştür. (Nobel Ödülü’nün ve Nobel Komitesi’nin o zamanki ilkeleri doğrultusunda, bugün en önemli katkısı olarak nitelendirilen görecelik kuramı fazla kuramsal bulunmuş ve ödülde açıkça söz konusu edilmemiştir.)
Yabancı ülkelere bir çok gezi yapmakla birlikte 1933’e kadar Berlin’de yaşadı. Almanya’da yönetime gelen Nasyonal Sosyalist (Nazi) rejimin ırkçı tutumu dolayısıyla, pek çok Musevi asıllı bilim adamı gibi o da Almanya’dan ayrıldı. Paris’te College de France’ta ders verdi; burdan Belçika’ya oradan da İngiltere’ye geçti. Son olarak Amerika Birleşik Devletleri’ne giderek Princeton Üniversitesi kampüsünde etkinlik gösteren Institute for Advanced Study’de (İleri Araştırma Enstitüsü) profesör oldu. 1940 yılında Amerikan yurttaşlığına geçen Einstein, 1955’de Princeton’da yaşamını yitirdi. Üvey kızı Margot Einstein, bilim adamının kişisel mektuplarını özenle herkesten saklamış ve kendisinin ölümünden 20 yıl sonra daha saklı kalmasını vasiyet etmisti. Günümüzde Princeton Üniversitesi tarafından basılan bu mektuplar bilim adamının gizli kalmış özel yaşamı hakkında ilginç bilgiler sundu.
Fizik alanındaki çalışmaları modern bilimi büyük ölçüde etkiledi. Kendisi özellikle zaman ve uzay için düzenlenmiş bağlılık(izafiyet) teorisiyle tanındı. Bu teori üç bölüme ayrılmaktaydı: Newton mekaniğinin yasalarını değiştiren ve kütle ile enerjinin eşdeğerli olduğunu öne süren sınırlı bağlılık(1905), eğrisel ve sonlu olarak düşünülen dört boyutlu bir evrene ait çekim teorisini veren genel bağlılık(1916) ve elektro-manyetizma ile yerçekimini aynı alanda birleştiren kapsamlı denemeler. İlk iki teorinin geçerliliği atom fiziği ve astronomi alanında yapılan deneylerle çok başarılı bir biçimde sınanmıştır ve çağdaş fiziğin temel taşları arasında yer alırlar.
Einstein’ın söylediği önemli bir söz vardır: “Ben atomu iyi birşey için keşfettim, insanlar atomla birbirlerini öldürüyorlar”. Bilim alanında insanlığa armağan ettikleriyle, dünyanın en büyük bilim adamlarından birisi olarak hala gururla anılmaktadır.
BU BİLGİ BİLGİUSTAN.COM DAN ALINMIŞTIR

DÜNYA İKLİMLERİ


YERYÜZÜNDEKİ BAŞLICA İKLİM TİPLERİ
Dünya'nın hemen her bölgesinin kendine özgü bir iklimi bulunmaktadır. Yüzlerce km² lik sahaları etkileyen büyük iklim gruplarına makroklima adı verilmektedir.
Makroklimalar içerisinde bölgesel farklılıklar gösteren, özel koşullu küçük iklim alanlarına da mikroklima denilmektedir.
Yurdumuzda buna örnek: Iğdır’da pamuk tarımı yapılabilmesi ve Rize’de turunçgiller tarımı yapılabilmesidir.
EKVATORAL İKLİM
    
  • 10º kuzey ve güney enlemleri arasında görülür.. Özellikle Amazon ve Kongo Havzaları, Malezya , Endonezya,  Filipinler ve Papua Yeni Gine’de etkilidir.
  • Yıllık sıcaklık ortalaması    25 °C’nin  üstündedir.
  • Yıllık ve günlük sıcaklık farkı en az olan iklimdir (1-2 °C civarında). Sebepleri : Güneş ışınlarının bütün yıl dike yakın açıyla düşmesi ve nemliliğin fazla olmasıdır.
  • Her mevsim düzenli yağış alır. Fakat en fazla yağış güneş ışınlarının Ekvatora dik geldiği tarihlerde görülür. Sebebi; yükselici hava hareketlerinin artmasıdır.
  • Yağışlar oluşum bakımından konveksiyon yağışlarına örnektir.
  •  Yıllık yağış miktarı 2000 mm ‘nin üstündedir.
  • Bitki örtüsü bütün yıl yeşil kalan sık ve uzun boylu yağmur ormanlarıdır.
  • Yağışların fazla olması ve yüksek sıcaklık kimyasal çözülmeyi artırmıştır.
  • Topraklar fazla yıkandığı için verimi düşüktür ve kırmızı renkli Laterit topraklarıdır.  
  • Ekvatoral bölgede 1000 m nin altındaki yerlerde sık orman örtüsü, bataklıklar, yüksek sıcaklık ve nem sebebiyle nüfus çok seyrektir.
SUBTROPİKAL (SAVAN) İKLİMİ
  • Ekvatoral iklim ile çöl iklimi arasında görülür (10-20° kuzey ve güney enlemleri arasında görülür)
  • Bu iklim bölgesinde güneş ışınları yılda iki kez dik açıyla düşer. Güneş ışınlarının dik geldiği yaz dönemi yağışlı , kışlar kuraktır.
  • Sıcaklık ortalaması bütün yıl 20 °C nin üstündedir.
  •  Yıllık yağış miktarı 1000-1200 mm arasındadır.
  • Bitki örtüsü savandır. Savanlar uzun süre yeşil kalan , gür ve uzun boylu ot topluluklarıdır. Savan bitki örtüsü içinde yer altı sularının yüzeye çıktığı yerlerde ve akarsu boylarında ormanlar görülür.
MUSON İKLİMİ
  • Muson rüzgarlarının etkili olduğu Güney, ve Güneydoğu Asya’da etkilidir. Ayrıca; Avustralya'nın kuzeyinde ve  Doğu Afrika'da Madagaskar adasında etkilidir.
  • Muson rüzgarlarından dolayı bu iklimde yaz mevsimi yağışlı , kışlar kuraktır. Bu yönüyle savan iklimi ile benzerlik gösterir.
  • Sıcaklık ortalaması bütün yıl 10 °C nin üstündedir.
  • Yıllık sıcaklık farkı Savan iklimine göre fazladır.
  • Yıllık yağış miktarı 1000-1500 mm civarındadır. Ancak kıyı kesimlerde bu yağış miktarı çok daha fazla olabilmektedir. Örnek Hindistan’ın kuzey doğusunda yer alan Çerapunçi  12000 mm  yağış almaktadır (Dünyanın en fazla yağış alan yeridir).
  • Bitki örtüsü kışın yaprağını döken geniş yapraklı muson ormanlarıdır.
ÇÖL İKLİMLERİ
  • Yıllık yağış miktarı 150 mm nin altında olan bölgelerde çöl iklimleri görülür.
Sıcak Çöller ( Tropikal)
  • Dönenceler çevresinde görülür. Oluşmasında dünyanın günlük hareketinden kaynaklanan dinamik yüksek basınç etkilidir.
  • Mutlak ve bağıl nem çok düşüktür. Bu sebeple günlük sıcaklık farkı en fazla olan iklimdir.
  • Belirli bir yağış mevsimi yoktur. Bazı yıllar hiç yağış olmayabilir.
  • Mekanik çözülmenin en fazla olduğu iklimdir.
  • Yıllık sıcaklık farkı günlük sıcaklık farkı kadar yüksek değildir. Çünkü güneş ışınları bu alanlara yıl boyunca dike yakın açıyla düşmektedir.
  • Bitki örtüsü yok denecek kadar azdır. Cılız ot ve çalılıklarla kaktüs iklimin doğal bitki örtüsünü oluştururlar.
  • Çöllerde yer altı su seviyesinin yüzeye yakın olduğu veya çıktığı  yerler olan vahalar  canlı yaşamı için elverişli yerleri oluşturur. Vahaların en önemli tarım ürünü hurmadır.
Karasal Çöl
  • Ilıman kuşak  kara içlerinde etrafı dağlarla çevrili çukur alanlarda görülür. Buralarda çöl özellikleri görülme sebebi yağış azlığıdır.
  • Görüldüğü yerler: Kızılkum (Özbekistan), Karakum (Türkmenistan), Gobi (Moğolistan), Taklamakan (Çin) çölleridir.



ILIMAN OKYANUS İKLİMİ
 
  • Genel olarak, 30° - 60° enlemleri arasında, karaların batı kıyılarında görülür. Batı Rüzgarları ve sıcak su akıntıları etkisiyle oluşan iklim tipidir. Yurdumuzda Karadeniz kıyılarında  bu iklime benzer iklim şartları görülür.
  • Yazlar serin, kışlar ılıktır. Her mevsim yağışlıdır.
  • En sıcak ay ortalaması 24-25 °C, en soğuk ay ortalaması 5-7 °C dir. Yıllık ortalama 13-15 °C dir.
  • Günlük ve yıllık sıcaklık farkı azdır. Nemlilik fazla olduğu için.  
  • Yıllık yağış miktarı 1500 mm civarındadır. Yükseltisi fazla olan yerlerde bu miktar artmaktadır.
  • En fazla yağış Sonbaharda, en az yağış ilkbaharda görülür.
  • Yağış oluşumu yamaç yağışı şeklindedir.
  • Bitki örtüsü yayvan ve iğne yapraklı ağaçlardan oluşan ormanlardır. Ormanların tahrip edildiği yerlerde ortaya çıkan çalılıklara yalancı maki (Psödomaki) denir. Bunların da tahrip edildiği yerlerde çayırlar bulunur.
 AKDENİZ İKLİMİ
  • Genel olarak, 30° - 40° enlemleri arasında görülür.
  • Akdeniz’e kıyısı olan ülkeler    ( Libya ve  Mısır hariç. Buralarda görülmeme  sebebi yer şekillerinin engebesiz olmasıdır ). Avustralya’nın  güneybatısı,  G. Afrika Cumhuriyeti’nde Kap bölgesi, Şili’nin orta kesimleri ve Kuzey Amerika’da  Kaliforniya çevresinde etkilidir.
  • Yazlar sıcak ve kurak kışlar ılık ve yağışlıdır.
  • Yaz sıcaklığı güneş ışınlarının düşme açısına, kuraklık ise alçalıcı hava hareketlerine bağlıdır.
  •  En sıcak ay ortalaması 28-30°C , en soğuk ay ortalaması 8-10 °C dir.  Yıllık ortalama 18°C dir.
  • Kar yağışı ve don olayı çok ender görülür.
  • En fazla yağış kışın , en az yağış yazın düşer.
  • Kışın görülen yağışlar Cephesel kökenlidir. Cephesel yağışlar en fazla bu ikimde görülür.
  • Yıllık yağış miktarı yükseltiye göre değişir. Ortalama 600-1000 mm arasındadır.
  • Bitki örtüsü ; kızılçam ormanlarının tahrip edilmesiyle ortaya çıkan makilerdir.
  • Makiler, sürekli yeşil kalabilen, kısa boylu, sert yapraklı, kuraklığa dayanıklı, bodur bitkilerdir.  Mersin, defne, kocayemiş, keçiboynuzu, zakkum, zeytin, süpürge çalısı gibi bitkiler başlıca maki türleridir.
STEP İKLİMİ
  • Sıcak ve ılıman kuşak kara içlerinde görülür. Yurdumuzda İç Anadolu Bölgesi'nde ve Ergene Bölümü'nde  görülen karasal iklim buna örnektir.
  • Yazlar sıcak ve kurak , kışlar soğuk ve kar yağışlı geçer.
  • En sıcak ay ortalaması 20-25 °C dir.
  • En soğuk ay ortalaması da 0- (-2) °C dir.
  • En fazla yağış ilkbaharda, en az yağış yazın düşer.
  • İlkbaharda görülen yağışlar genelde konveksiyon (Kırkikindi) yağışı şeklindedir.
  • Yıllık yağış miktarı 300-500 mm civarındadır. 
  • Bitki örtüsü ilkbahar yağışlarıyla yeşeren, yaz başlarında kuruyan küçük boylu ot topluluğudur. Buna step (bozkır) bitki örtüsü denir.
  • Bozkır bitki örtüsü içinde geven , deve dikeni, gelincik, çoban yastığı gibi bitkiler yer almaktadır.
  • Karasal iklimlerde ormanların ortadan kaldırılması sonucunda oluşan bozkırlara antropojen bozkır denir.
  • Bu tür bozkırlar, ormanların tahrip edilmesi sonucunda ortaya çıktığından yer yer orman ağacı topluluklarına rastlanır.
ORTA KUŞAK KARASAL İKLİM
  • Deniz etkisinden uzak kara içlerinde ve ılıman kuşak karalarının doğu kıyılarında (soğuk su akıntısından dolayı) görülür. Yurdumuzda ise Doğu Anadolu Bölgesi’nde Erzurum –Kars Bölümünde görülen karasal iklim buna benzer.
  • Kış erken gelir, çok soğuk olur. Kar ortalama 80-90 gün toprak üstünde kalır. Yaz da erken gelir ve çok sıcak olur. Karlar hızla erir.
  • En sıcak ay ortalaması 20 °C civarındadır. Bazen sıcaklık 30 °C ye kadar çıkabilmektedir.
  • En soğuk ay ortalaması –10 °C civarındadır. Bazı günler –40 °C ye kadar sıcaklığın düştüğü de gözlenebilmektedir.
  • Yıllık sıcaklık ortalaması 3-5 °C dir.
  • Yıllık sıcaklık farkı 40-50 °C ye kadar ulaşabilmektedir.
  • En fazla yağış ilkbahar ve yaz dönemlerinde düşmektedir. Karasallık arttıkça yağışlar yaz mevsimine kaymaktadır. Ör. Erzurum –Kars bölümünde olduğu gibi.
  • En az yağış kışın düşmektedir ve kışın düşen yağışlar kar şeklindedir.
  • Yıllık yağış ortalaması 500-600 mm civarındadır.
  • Doğal bitki örtüsü bozkırdır (yaz yağışlarının fazlalığından dolayı alpin çayır şeklindedir.)
  • Yağışın fazla olduğu yerlerde iğne yapraklı ormanlar (Tayga) vardır. Sibirya ve Kanada da iğne yapraklı ormanlara tayga ormanları adı verilir. Taygalar, Dünya ormanlarının % 15'ini oluştururlar.

    TUNDRA İKLİMİ
    • Sibirya, İskandinavya Yarımadasının kuzeyinde, Kanada’nın kuzeyinde, Grönland adasının kıyı kesimlerinde görülür.
    • En sıcak ay ortalaması 10 °C yi geçmez. Kışın sıcaklık –30, -40 °C'lara kadar iner.
    • Yıllık yağış miktarı 200-250 mm civarındadır.
    • Toprak yılın büyük bir kesiminde donmuş haldedir. Sadece yazın sıcaklığın artması ile toprağın üst kısmındaki buzlar erir ve bataklıklar oluşur.
    • Bitki örtüsü yosun ,ot ve cılız çalılıklardan oluşan tundra bitki örtüsüdür.
    KUTUP İKLİMİ
    • Grönland adasının iç kesimleri ile Antartika kıtasında görülür.
    • Sıcaklık  bütün yıl 0 °C nin altındadır.
    • Zemin buzlarla kaplıdır.
    • Bitki örtüsü yoktur
    • Güneşlenme süresi çok uzun olmasına rağmen sıcaklık yükselmez. Sebebi güneş ışınlarının eğik açılarla gelmesidir.
    • Sıcaklık düşük olduğundan buharlaşma ile atmosfere karışan nem azdır. Bundan dolayı yağış ta azdır. Bu sebeple kutup iklimine soğuk çöl iklimi de denir. 

      bu bilgi cografyatutkudur.com dan alınmıştır



E=mc2



             

E=mc2 nedir?

E=mc2 , fizikte kütle-enerji eşitliğinin temel formülüdür.
Bu formül, hangi formda olursa olsun enerji ile kütle arasında ilişki kurar. Bu formülde boşluktaki (vakumlanmış ortam) ışık hızının karesi, kütle birimlerinden enerji birimlerine dönüşüm katsayısı için kullanılır. Formülü bir cümlede anlatmamız gerekirse: Kütlenin, dönüştürme katsayısı olan ışık hızının karesi ile çarpılarak dönüşüm sonrası çıkacak enerjinin hesaplanmasıdır.
Hangi formda olursa olsun enerji (E) ve kütle (m) arasında ilişki kurar. Bu
formülde boşluktaki ışık hızının karesi c², kütle birimlerinden enerji
birimlerine dönüşüm katsayısı için kullanılır. Özel birimsel olarak;
E (joule) = m (kilogram) çarpı (299792458 m/s) 2
Denklemin az farklı formülasyonu ilk defa Albert Einstein tarafından 1905'de
ünlü makalelerinde yayımlanmıştır. Aynı yıl önermiş olduğu özel görelilik
teorisinin bir sonucu olarak türetmiştir. Atom bombasının çıkış noktasıdır. 

BU BİLGİ NE NEDİR.COM DAN ALINMIŞTIR

11 Nisan 2016 Pazartesi

ATOM

                                                            ATOM YAPISI


Maddelerin en küçük yapı taşları/birimleri olan taneciklere atom denir. Tanımından da anlaşılacağı üzere herhangi bir madde parçalanarak en küçük birimlerine ayrıldığında atom elde edilir. Atomlar gözle görülemeyecek kadar küçük taneciklerdir. Maddeleri oluşturan atomlar(tanecikler) hareketlidir. Katı maddelerin tanecikleri çok az, gaz maddelerin tanecikleri ise çok fazla hareketlidir. Sıvı maddelerin tanecikleri ise katılardan fazla, gazlardan az hareketlidir.
Atomları oluşturan, atomlardan daha küçük yapı birimleri de vardır. Bu yapı birimlerine atom altı parçacıklar denir.
Atom Çekirdeği ve Katmanları
Atom Çekirdeği ve Katmanları
Atom;  ve  adı verilen iki bölümden oluşur. Bir elmayı ortadan ikiye kestiğimizde, elmanın ortasında çekirdeklerin de içinde olduğu kısmı hepimiz görmüşüzdür. Çekirdekli kısmın çevresinde ise etli meyve bölümü bulunur. Atomun yapısında bulunan parçacıkların konumunu elmaya benzetebiliriz. Atomun merkezinde de  denilen bir kısım vardır ve atomun çekirdeği parçacıklardan oluşur. Çekirdeği oluşturan bu parçacıklar  ve  olarak adlandırılır. Atomun diğer parçacıkları olan elektronlar ise elmanın etli meyve bölümünü oluşturan kısım gibi çekirdeğin etrafında yer alır.
Atomun Yapısı
Atomun Yapısı
Atomu oluşturan parçacıklardan proton pozitif(+),  negatif(-), nötron ise yüksüzdür. Atom altı parçacıkların varlığını çoğunlukla doğrudan değil de dolaylı olarak algılarız. Örneğin; birbirine sürtünerek elektriklenen cisimler arasında yük alışverişi olur. Maddeler arasında alışverişi yapılan yüklü tanecikler elektronlardır. Buradan da anlaşılacağı üzere elektronlar hareketli parçacıklardır. Elektronlar, atomların çekirdeğinin etrafında bulunan katmanlarda sürekli olarak hareket halindedirler. Elektronlar hem çekirdeğin etrafında hem de kendi etraflarında çok hızlı hareket ederler. Bu nedenle elektronlar çekirdeğe düşmezler.(Elektronlar çekirdek etrafında 2,18 x 106 m/s hızla döner.) Elektronlar çekirdek tarafından çekildikleri için de katmanlardan ayrılmadan belirli bir yörüngeyi izlerler. Proton ve nötronlar ise çekirdeğinde yer alan hareketsiz parçacıklardır.
Atom altı parçacıkların özelliklerini aşağıdaki tablodan incelebilirsiniz.
Atom Altı Parçacıklar
ProtonNötronElektron
Atomun çekirdeğinde yer alır.Atomun çekirdeğinde yer alır.Atomun katmanlarında (çekirdeğin etrafında) yer alır.
Pozitif(+) yüklüdür.Yüksüzdür.Negatif(-) yüklüdür.
“p” harfi ile gösterilir.“n” harfi ile gösterilir.“e” harfi ile gösterilir.
Hareketsizdir.Hareketsizdir.Hareketlidir.
Nötron ile birlikte atomun kütlesini belirler.Proton ile birlikte atomun kütlesini belirler.Atomun hacmini belirler.
Proton ve nötronların kütleleri birbirine yakındır. Elektronun kütlesi ise protonun kütlesinden 2000 kat daha küçüktür.
Elektronlar hareketli parçacıklar olduğundan yerlerini belirlemek çok zordur. Ancak bulunma ihtimallerinin olduğu yerler tahmin edilebilir. Elektronun bulunma ihtimalinin en yüksek olduğu yerlere elektron bulutu(katman) denir. Elektronlar çekirdekten farklı uzaklıklarda yer alırlar. Bu da farklı katmanların oluşmasını sağlar.
Bir önceki yazımız olan 3. Sınıf Fen Bilimleri Çevremizdeki Sesler Konu Anlatımı başlıklı yazımızda 3. Sınıf Fen Bilimleri Ders Notları, Çevremizdeki Işık ve Sesler ve Çevremizdeki Sesler hakkında bilgiler verilmektedir.


BU BİLGİ FENEHLİ.COM DAN ALINMIŞTIR